Fatih Sönmez Genç İstikbal Dergisi Röportaj





Fatih bey, isterseniz öncelikle sizi tanıyalım? Biraz kendinizden bahseder misiniz?
Doğma büyüme Istanbul, aslen Makedonya göçmeniyim. 21 yaşındayım. Dijital dünya ile 3 yaşımdan beri iç içeyiz. 64MB RAM, 8GB Hard Disk, disketli bilgisayarlardan günümüze, dijital çağın geçiş sürecini canlı canlı yaşama imkanı buldum. Lise öğrenimimi İTO Anadolu Teknik Lisesi Elektronik Haberleşme bölümü ile tamamladım. Samsung’un Türkiye’de açtığı akademide ve sayılı öğrenciye verilen eğitimlerle 2 yılımı geçirdim. Ailem küçüklükten beri hukuk okumam konusunda ısrarcıydı. Ama ben daha çok robotlar, teknoloji, elektronik bu alana hayran olan bir adamım. İsteklerinden çok etkilenmedim onlar da çok fazla zorlamadılar. Nişantaşı Üniversitesi Mobil teknolojileri bölümünü kazandım, birincilikle bitirdim. Kısa bir dönem İngiltere’de yaşadım. Şu an Uluslararası İlişkiler bölümü ile yüksek öğrenimime devam etmekteyim. Mobil uygulamalar, oyunlar, dijital medya, sosyal medya alanlarında sektörde çeşitli işlerle meşgulüm ve aynı zamanda tiyatro oyuncusuyum.
Bir oyun geliştiricisiniz ve merak ediyorum; dijital dünya ile olan ilk bağınızı nerede kurdunuz? Yani demek istediğim bir oyun platformunda mı yoksa sosyal medya platformunda mı veya daha farklı bir platformda mı ilk defa bağ kurdunuz.
Net tarihini değil de sürecini hatırlıyorum diyebilirim. Çocukluktan beri içinden akım geçen her şey ilgi odağım ve merak konusu olmuştur. Baba bu televizyon nasıl çalışır? Uzaktan kumandalı araba nasıl kablosuz hareket eder? gibi sorular ardından evde parçalamadığım elektronik eşya herhalde bırakmamışımdır. Bu merak aslında; evet televizyonda bir görüntü var ama bunun bir mucize olabileceğinden çok en derininde işlerin nasıl döndüğünü çözebilme arzusuydu. İlk kez bir bilgisayarı 11 yaşımda hackledim. İlk suçumu işlemiştim. İki,üç, beş, on derken sınıf arkadaşlarıma Msn’den oyun diye yolladığım virüs (Bilgisayarın açılış parolasını değiştiriyor) sabah sınıf önünde sınıf öğretmenimize şikâyet için toplanan öğrenci velileri tarafından hackerlik kariyerim noktalandı. Tövbe ettim. Lise tercihimi teknik bir lisede Elektronik Haberleşme bölümünden yana kullandım. Ardından üniversitede Mobil Teknolojileri bölümü ile devam ettim. Okul hayatım dışında bine yakın seminer, yüzlerce kurs ve Youtube’da belki de on binlerce eğitim videosu beni buraya noktaya getirmiştir. Öğrenme isteği insanın içinde olmalı. O olduktan sonra bir yolunu bulup öğreniyorsun.
Size göre dijital dünya neyi ifade ediyor? Hatta genel anlamda insan için dijital dünya neyi ifade ediyor?
Dijital benim için vücudumun bir organı niteliğinde diyebilirim. Olmadığında hayatıi bir tehlike meydana getirmeyen, ama varken de hayatıma pozitif yönde mükemmel bir etkisi var açıkçası. Not almanın önemini bilen bilir. İnsan beyninin tekrara olan ihtiyacı noktasında sizi destekler. Yaşadığım, öğrendiğim, önemli şeylerin 1 hafta sonra belleğimde kaybolup gitmesine, en iyi bildiğim şeyin 1 sene sonra hatırlayamayacağım seviyeye gelmesi tahammül edemediğim bir şey. Benim favorim burada Evernote. Bütün notlarım, aldığım eğitimler, öğrendiklerim, dosyalarım her şey, o an internete bağlı her cihazdan erişebileceğim bir bulut servisinde. Klasik bir not defterine karşı onu 10 adım önde tutan şey. Not kağıdına eklenebilen fotoğraflar, ses kayıtları, videolar, linkler, çizimler ve sürekli yanımda oluşu. Onun dışında yapılması gerekenler listeler halinde anımsatıcılar uygulamamda. Tarihsel planlamalarım için bir ajandam yok ama Takvim uygulamam var. Parasal işlemlerim için bankam bir uygulama uzağımda. Arkadaşlarımın o an neler yaptıkları sosyal medya uygulamaları ile bir tık uzağımda. O an dinlediğim güzel bir müziği Shazam ile bulup Spotify ile yüksek kalitede dinleyebiliyorum. Aracım ile seyahat ederken trafiği hesaplayıp beni en kısa ve hızlı yoldan götüren Yandex var.(Ara sokaklardaki trafiği bile nasıl bu kadar net hesaplayabildiğini hiç düşündünüz mü ?). Boş vaktimi bir şeyler izleyerek değerlendirmek istiyorsam, beni TV gibi sadece bana gösterilenle sınırlı bırakmayan Youtube ve Netflix var.
Ama bunları yaparken aşırıya kaçmamak ve sizin için boş olanı elimine edebilmek çok önemli. Çekiç bir çiviyi duvara çakmak için icat edilmiş bir alet. Siz bununla bir insan da öldürebılirsıniz. Dıjital dünyanın olumsuz yanları var mı? Evet var. Ama bu yanlarından kendinizi uzak tutup olumlu yönlerini de bulacak olan da sizlersıniz. Dengeyi iyi kurabildığinizde yelkenleri fora bir gemide ilerlermişçesine hissediyorsunuz.
Özellikle genç bireyler dijital dünya ile iç içeler, buradaki sihir nedir? Yani daha açık söylersek toplumumuzdaki yaşça daha ileride olan bireylerin kaçırdığı ama gençlerin dijital dünyada bulduğu şey nedir?
Aslında önceki soruda bahsetmiştim, dıjital gelişmelerden çok önce doğan bir birey; beynin tekrar ihtiyacını not defterleriyle gidermeye çalışıyordu. Ama artık dijital not uygulamaları var. 40 yaş üstü 100 kişi üzerinde geleneksel not alışkanlıklarını dijitale taşımaya çalıştığımız bir test süreci uygulasak emin olun sonucunda 70’i eski alışkanlıklarını devam ettirir. Çünkü öyle alışmışlar. Dijital defterin artı yönlerinin olumsuz etkilerinden dolayı değil. Rahat edip başarılı olduklarına inandıkları şey bu. Kâğıda not almakta farklı bir his ve deneyim orada hemfikiriz. Fakat ben sonrasında tümünün uygulamaya aktarılmasından bahsediyorum aslında. Size not arşivimi göstersem şimdi, 7 senelik muhteşem bir arşiv. Her şey derli toplu, fotoğraflı, videolu, ses kayıtlı notlar. Kaçırılan bir şey varsa o da bunlar olabilir. Ha illa yazılan şeyleri fiziksel olarak elde tutmak istiyorsanız, defteri son haliyle yazıcıdan çıktı alabilirsiniz 🙂
Dijitaldeki bu ateşin fitilini neyin ateşlediğine dair bir fikriniz var mı?
Bana göre dijitalde 2 devrim yaşandı. İlki 2004’te Facebook’un kurulması ve 2007 de yaşadığı ivme. Msn’de profil fotoğrafı ve durum ile kısıtlı kalan, internet sitelerinin tam olarak boşluğunu dolduramadığı, bir şeylerin başkalarıyla paylaşılma eksikliğin var olduğu önemli bir boşluğa atılan ilk adımdı. Sonrasında malumunuz geldi. Ama hala mobil olmayan cihazlarla sınırlıydık. Attığı bir mesajın cevabını akşam eve geldiğimizde görebiliyorduk. İkincisi 2007’de lphone’un ilk dokunmatik ekranlı telefon olarak piyasaya çıkması ve 2010’da yaşadığı ivme. Bize hız getirdi. Mobil uygulama ve market kültürünü oluşturdu. İlk çıktığında tek tuşlu dokunmatik telefon mu olur alın size klavyeli telefonculara inat olması gerekenin baskınlığıyla bu savaştan galip çıkarak ve günümüzde herkesin cebinde bulunan dokunmatik telefonların öncüsü oldu.
Bir geliştirici olarak, oyunların genç bireyler üzerinde nasıl bir etkisi olduğundan bahsedebilir misiniz? Yani şöyle söylesek daha doğru olur, oyunlar ailelerin gördüğü boş ve sadece zaman öldürmek için kullanılan platformlar mı yoksa bu oyunlar genç bireylere bir şeyler katıyor da ailelerin mi haberi yok?
Açıkçası kendinin farkında olan gençler için bu konuda ailelerin boş olarak gördüğü her deneyim onlara aslında bir şeyler katıyor. Fakat o oyunu neden oynadığınızda ilgili bir fikriniz yoksa maalesef bu saçmalık seline sizde katılıp kendinizi heba ediyorsunuz. Genç arkadaşların ailelerine verebileceğim bir tavsiyem var ise o da oyunu kapattırmak, sildirmek, PlayStation kollarını yok etmek, bilgisayarı yatağın altına saklamak, bazı sitelere giriş engeli koymak (koyduğunuzu zannetmek) gibi yollar onlar için hiçbir engel teşkil etmiyor. Emin olun sizden daha iyi biliyorlar bu dijital işini. Engeller koyup bir daha yapmayacağını düşünerek onları kendi başına bırakmak yerine onları yönlendirici olun. Oyun oynamak istiyorsa oynayacağı uygun oyunu ona siz bulun. Vakit konusunda anlaşmalar yapın. Youtube’da “1000 derece bıçakla tuvalet kağıdı kestim” videoları izliyorsa onu ona bir şeyler katacak ve öğreterek uygun kanallara siz yönlendirin. Kısacası onun için daha uygun alternatifleri sunun. Yasaklamayın, doğru olana yönlendirin.
Eğer Yazılım Geliştiriciliğiyle alakalı yolun en başında olsaydınız kendinize vereceğiniz tavsiyeler ne olurdu?
Hangi programlama dilini öğrenmekle başladığının çokta önemi yok. Sonunda Swift dili ile bir lOS uygulaması geliştireceksem bile şu ana kadar 6 tane daha dil ile haşır neşir oldum. Bir dili tüm ayrıntısıyla öğrendikten sonra diğer bir dili öğrenmek maksimum bir kaç haftanızı alır. O yüzden hangisini öğrensem diye vakit kaybetmek yerine birinden başlayın. Programsal, algoritmik düşünce yapınızı geliştirdikten sonra alanınızı belirleyip ihtiyacınız olan dilde uzmanlaşın. Fakat şunu unutmayın teknoloji alanında 2018 yılında en iyi bildiklerinizin bü-yük kısmı belki de 2020 yılında çöp olacak. 10 sene önce bilgisayar ve yazılım bölümlerinden mezun olmuş insanlar bu günkü akıllı telefon ve sosyal medya kültüründen yoksun mühendisler oldular. Eğer bu süreçte kendilerine bir şeyler katmadıysalar hala pekte mühendis sayılmazlar. Tekâmül edebilmek çok önemli. İnovatif olmak, yenilikleri sürekli takip etmek ve şu da bilinmeli ki dijital ortamında katma değer farkı var. WhatsApp 2014 yılında Facebook’a 19 milyar dolara satıldı. 2017 verilerine göre Türkiye’nin en değerli 10 şirketinin marka değeri 16 milyar doları geçmiyor. Tablo ortada ve boşluk belli. Son olarak aslında programlamayı bence herkes öğrenmeli. İnsana nasıl düşüneceğini öğretiyor.
Son olarak genç bireyler gelecekte dijitalliğin daha da artacağı bir dünyaya nasıl hazırlanmalıdırlar?
Öncelikle şunu kendimize sormalıyız. Ben bu değişimin neresindeyim? Değişimi takip mi edeceğim? Değişimi yaşayacak mıyım? Değiştirecek miyim? Bence artık tüketici konumundan üretici konumuna geçilmeli. Vakti oyun oynamakla harcamak yerine kendi oyununu yazmak. Twitter’da 100 Fay 50 Rt nasıl alırım diye uğraşacağına Twitter’ın açığını bulan olmak gerek. İdealleriniz olsun. Çevrenizdeki sorunları inceleyip insanların ihtiyaçlarını karşılayacak, problemlerini çözecek fikirler geliştirin. 5 metre ileride bedava telefon varken yanımızdakinden ücretli ararız. Çözümü insanlara yakınlaştırın. Bunu yaparken keşfedilmemiş alanlara yönelin. Acele etmeden hızlı olun. Her konuda bilgi sahibi olun ama bir konuda kesinlikle uzman olun.
Devasa şirketlerin bulunduğu birsektöre adım atmak, yatırım yapmak daha risklidir. Eğer bu adımı atmışsanız kızıl okyanusa girmişsiniz demektir. Okyanus kana bulanmıştır tutunmak ve diğer köpek balıkları tarafından parçalanmamak çok küçük bir ihtimal. Amaç mavi okyanusu bulmak olmalı. Yani henüz ulaşılmayan müşteri kitlesine ulaşmak ve onlara hizmet götürmekten geçer bu durum. Bunu kolaya kaçmak olarak algılamayın, mavi okyanusu bulun ama her zaman derinlemesine çalışın, mücadeleden asla vazgeçmeyin. Bir anda tüm dünyada sükse yapan Pokemon GO’nun geliştiricisi John Hanke “Bir gecede başarılı olmak 20 yılımı’ aldı.” demiyor boşuna. Pişmanlığını yaşayacağınız boş bir vakit bırakmayın arkanızda. Vaktinizin her anını ileride kendinize bir yatırım olarak değerlendirin. Oyun da oynayacaksanız size ingilizceyi öğrenmenize katkı sağlayacak bir oyun olsun, Youtube’da bir şeyler izleyecekseniz izledikleriniz size bir şeyler katsın. Dizi izleyecekseniz duygularınizı sömürmekten başka amaçları olan daha kaliteli dizilere yönelin. Mesela “Black Mirror” dizisini size ödev verebilirim. içeriği teknoloji ve dijital dünyanın karanlık yüzüyle alakalı. Dijitali elinde bulunduran devlerin aslında insan hayatında yaptıklarına karşı olan bakış açısı gerçekten izlenmeye değer.